Laklak - 27
Mersin’den mektup yazan sevgili ibrahim Buran, beni kendine acını paylaşacak kadar yakın hissettiğin için sevindim gerçekten. Her ne kadar acını senin kadar taşımam mümkün değilse de içimin sızladığını tahmin etmen güç değil sanıyorum.
İnsanın sevdiği birini üstelik trafik kazasında kaybetmesi kolay taşınır cinsten bir şey değil. Ancak sevgili ibrahim, kaybedilenin yerini yalnızca biçimsel benzerliğinden dolayı bir başkasıyla doldurmaya çalışmak, ilerde başka çelişkiler, başka acılar yüklenmeye hazırlıklı olmayı gerektirir, ilişkinizin sende bıraktığı izden daha doğrusu yazdıklarından benim anladığım, bu ilişkinin sana iyi doğru ve güzel bir dolu şey kattığı. Sende varlığını sürdüreceğine inandığım bütün bu güzellikleri bütün ilişkilerine geçirebilirsin, ilişkilerine, yaşamına ürettiklerine. Bence böylesi acısını daha kolay taşıyabilmeni de sağlayacaktır.
Sevgili Emir Ahmet, senin benden talep ettiğin konuyla ilgili yapılması gereken en doğru iş, talebini konuyla doğrudan ilgili kişiye, yine doğrudan senin getirmendir kanısındayım. Nişanlanmamla ilgili sevgi yüklü, güzel mektubun ve tebriklerin içinse yürekten teşekkür ederim.
Sevgili lak lak’çılar sıra Sema Akçasulu’nun mektubunda. Mektubun tümünü yayınlamak için yerimiz kısıtlı olduğundan ancak bir bölümünü aynen aktarıyorum.
"Sayın Sezen Aksu, yazılarınızdan birinde eleştirilerede yer ayırdığınız için çok sevindim, izninizle benim söylemek istediğim bazı şeyler var. Anladığım kadarıyla siz, kendinizi en fazla etkileyenden, daha az etkileyene doğru bir sıra izleyerek konuları ele almaktasınız. Ben bu sıralama içinde havadan sudan gibi görünen şeylerin de okuyucuya bir şeyler verebileceği kanısındayım. Haliyle sizin de aşırılığa kaçan anlatımlarınız olabilir. Kim bazen aşırı kaçmıyor ki?
Sn. Sezen Aksu, lak lak’ın onyedinci sayısında Bülent Ersoy’u konu alan bir gazete haberiyle ilgili yazınız çıktı.
Bu konuya değinmekle önemli bir yere parmak basmışsınız. Ben bir x sanatçının hayatının bu kadar ortaya dökülmesini hoş karşılamıyorum. Ama bizler ne yazık ki bu tutumumuzla sanatçıları alkışa övgüye alıştırıyoruz. Sanatçı da flaş kişi olmanın verdiği rahatlıkla adı etrafında kopartılan tantanaya alışmış görünüyor. Hatta bu durumu kullandığını da söyleyebiliriz. Ersoy’un davranışları belki boşvermişlik, ilgisizlik, belki de geleceği ile ilgili kaygılı planlar kurma durumunda çeşitlilik gösteriyor. Benim deinmek istediğim sanatçının tutumu değil, toplumumuzun ona karşı tutumu. Toplum bazen, en sevdiği kişileri bile (Hatta bünyesinde barındırıp, kök salma olasılığı verdiği, tartışmasız değer kazanmış kişiler bile olsa) onları yerden yere vurup sırtını dönebiliyor. Bu vuruşlar karşı tarafın dayanma sınırlarını zorluyor. Biz bu düzeyi ayarlayamıyoruz işte. Pankreas diye bir spor var ya, işte onun gibi sert taktikler uyguluyoruz. Tepki fertlerden geliyor. Çünkü her ferdin aldığı eğitim farklı. Esneklik derecesi farklı.
Aslında bu noktada kopmaz bir zincir var. Sanatçı-basın-izleyic’i. Basında yer alan sanatçılarla ilgili haberlerden çoğu kez onlarla ilgili yanlış izlenimler ediniyoruz. Çok dikkat edilmesi gerekli bir konu. Yine sizin lak lak’ta Sn. Müjde Ar’la ilgili yazınızı okurken, bir yandan güldüm bir yandan da düşündüm. Bir yandan gülerken bir yandan da "Demek ki sanatçılar da kusursuz insanlar değil" diye düşündüm. Sanatçıların da her şeyden önce insan olduklarını unutmamak gerek gerçekten.
Toplumumuzun esnek, alaycı, olaylara gülen ancak gülüp geçmeyen kişilere gereksinimi var."
Saygılarımla.
Sema Akçasulu
Benden de Sema Akçasulu’ya ve sizlere saygılar,
sevgiler…